Şehit Ailesi Olmak

Bir yıl geçti aradan. Birçok kahramanlık hikâyesi ile büyümüş bizler bir kahramanlık hadisesini canlı canlı yaşadık artık. Çoluk çocuk sokağa dökülen bir milleti gördük. Anlatacak çok şey yaşadık o 8-10 saatte. Kimlerimiz en ön safta savaştı, kimilerimiz geride kaldı, korktu, bahanelere sığındı. Önde olanlardan bir kısmı şehadet mertebesine ulaştı. Ama başının üzerinden kurşunlar yağan binlercesi de gazi oldu, herhangi bir yara almasa da. Büyük bir sınavdı 15 Temmuz bizler için. Kimilerimiz üstün başarıyla geçti, kimilerimiz kaldı bu sınavdan. Sonucu değerlendirecek olan Yüce Allah’tır elbette.

Başarsalardı ne olurdu hayal etmek zor değil aslında. Hemen yanı başımızda olup bitenlere bakınca ne kadar şükretsek az Allaha. Ne kadar minnet duysak az, ön safta savaşanlara. Kendini ateşin ortasına atan, tankın önüne yatan, savaş uçaklarına kafa tutan binlerce kahramana. Vatanı için canını veren tüm şehitlerimizi bu millet asla unutmayacak ve unutmamalı. Bağımsız yaşamanın bedelini canlarıyla ödeyen ve bir millete “bağımsızlığını” ikram eden kahramanları yılda bir değil her an anmalı, dua etmeli.

Hain girişim ardında birçok acılı insan bıraktı. Beklenmedik bir kayıp yaşadı anne babalar, eşler, çocuklar. Ama hiçbirisi olana asla isyan etmedi. Bir talepte de bulunmadı. Kapısını çalan olursa sıkıntısını söyledi. Bu kapı çalanlardan biri de şehit ve gazi ailelerine her türlü desteği vermek için kurulmuş 15 Temmuz Derneği. Bu ailelere devlet ne kadar destek verirse versin, işin gönül ayağı olmadan amaca ulaşılamayacağı düşüncesiyle kurulmuş bir dernek. Şehit ve gazi yakınlarına ulaşmaya gayret ediyor, onları dinliyor, hal ve hatırlarını soruyor ve asla unutulmayacaklarını söz ve eylemleriyle anlatmaya çalışıyorlar. Hal ve hatır sormak deyince hafife almamak gerekir. En değerli şeylerden biridir bizler için aranıp sorulmak. Birçok maddi destekten daha önemlidir bu moral destek bizler için. Bu noktada hepimiz kaç şehit ve gazi ailesi ziyaret ettik soralım kendimize. Cevabımız “hiç” olmaz inşallah.

15 Temmuz Derneğinin aracılık ettiği bir söyleşi düzenlenmişti Antalya’da geçen aylarda. Bunu daha önce de yazmıştım ama tekrarlamakta yarar görüyorum. O söyleşideki gözlemlerim ve daha sonraki deneyimlerim, şehadetin “seçilmiş” bir durum olduğunu bana söylemekteydi. Söyleşi esnasında şehit ailelerinden konuşmak, duygularını paylaşmak isteyenlere söz verildi. Acısı taze ve derin bu güzide bir topluluktan bir kısmı o gün yaşadıklarını anlattı duygu dolu ifadelerle. Kimi de daha sonra yaşadıklarını ve duygularını anlatmaya çalıştı. Kimi gelecekle ilgili ümitsizliğinden, kimi yaşama nasıl tekrar bağlandığından bahsetti. Kimi aşkını, kimi özlemini dillendirdi. Genç bir şehit eşi bacımız “sevdiğim öbür âlemde mutlu ya, ben burada 60 yıl kahır çekmeye razıyım” diyerek anlattı aşkını. Kimi gözyaşlarıyla anlattı bunları, kimi gözyaşlarını içine akıtarak. Ancak hepsinin ortak özellikleri vardı elbette. Topluluğun istisnasız tamamı Anadolu irfanının seçilmiş temsilcileriydi adeta. Şehitler nasıl seçilmişse, aileleri de öyle seçilmişti. Bırakın isyan etmeyi, durumundan şikâyet eden ya da bunu ima eden dahi kimse yoktu. Hepsi şehitlik mertebesinin anlamını fazlaca kavramıştı ve bir şehidin yakını olmanın ne demek olduğunun farkındaydı.

Bu büyük topluluğun mütevazılığı, irfanı, imanı ve samimiyeti karşısında bedenimiz küçülüyor, yüreğimiz büyüyordu. Sokağa şehadet için çıkanların hikâyelerini dinleyerek. Gurur ile alçakgönüllülük bir arada bir topluluğa bu kadar yakışabilirdi. Şehit annesinin oğlu vatanı için canını verdiğinden dolayı başı dikti. Ama ona verilen ücretsiz taşıma kartını kullanırken “acaba başkalarının hakkına girer miyim” diye ince düşünecek kadar da alçakgönüllüydü. Daha sonra mesleğim gereği bu aileler ve bazılarının da çocuklarıyla görüşme fırsatım oldu. Çocuklar da farklıydı. Özlem ve üzüntü vardı. Ancak isyan ve umutsuzluk yoktu. Hepsi kendine bir hedef belirlemişlerdi. Okuyacak ve başarılı olacaklardı. Anneler, çocukların onları yaşama bağladığını farkında ve daha hassas idiler çocukları konusunda. Ekonomik durumları ne olursa olsun hiçbir talepleri olmadı bizlerden. Soru sordular, danıştılar ve gittiler. Yapabileceğimiz bir şey var mı sorusuna da “teşekkür ederiz, devletimiz yanımızda” diye cevap verdiler.  Evlerimizde huzur içinde sıcak çorbalarımızı içmemizi, çocuklarımızı kendi okullarımıza göndermemizi, camilerimizde ezan seslerini duymamızı sağlayan şehitlerin yakınları bir şey talep etmiyor bizden. Sadece utanıyor ve hepsinin önünde saygı ve mahcubiyetle eğiliyorum.

MÜCAHİT ÖZTÜRK

YENİŞAFAK GAZETESİ